16 Eylül 2007 Pazar

Hamilelikte Beslenme

Hamilelikte düzenli ve dengeli beslenme anne ile bebeğin sağlığı açısından büyük önem taşır. Anne adayının hamileliği süresince fast food, dondurulmuş hazır yiyecekler, gazlı içecekler ve hazır eriştelerin tüketiminden kaçınması gerekir.


Hamilelikte Neler Yiyebiliriz?

Soya sütü: Tercihe göre çikolatalı, sade ya da vanilyalı olabilir. Bir kutu küçük soya sütünü her zaman çantanızda bulundurun. Böylelikle hamilelik sırasında ihtiyacınız olan günlük kalsiyum ve D vitamini ihtiyacınızı kolaylıkla karşılayabilirsiniz.

Bir avuç kuru üzüm: Atıştırma ihtiyacınızı da giderecek kuru üzüm, günlük almanız gereken demirin dörtte birini ve protein miktarının da bir kısmını karşılar.

Yoğurt: Kaçınılmaz, hafif, doyurucu...Günlük kalsiyum ihtiyacınızın %25’ini karşılayan bu lezzetli süt ürünü; protein, çeşitli vitamin ve mineraller açısından da besleyicidir.

Hazırlanması kolay tahıl gevrekleri: Hazırları da bulunan müslileri yulaf ezmesi, kuru meyveler ve badem kullanarak kendiniz de hazırlayabilirsiniz.

İyice yıkanmış salata: Dışarıda olduğunuz zamanlarda kafe ve restoranların birbirinden lezzetli salatalarıyla kendinizi ve büyümekte olan bebeğinizi şımartın.

Havuç dilimleri: İnce ince doğrayacağınız havuçları, limonlu sos eşliğinde veya yoğurtla günün her vaktinde yiyebilirsiniz. Karnıbahar, brokoli ve ıspanak gibi sebzeleri akşam yemeğine saklayın.

Az yağlı dil peyniri: Yağ oranı düşük, aynı zamanda lezzetli ve besleyici...

Portakal suyu: Günlük C vitamini ihtiyacınızın yarısını bol bol portakal suyu içerek karşılamış olursunuz. Aynı zamanda kalsiyum ihtiyacınızın da %15’i portakal suyuyla karşılanmaktadır.

Mısır gevrekleri: Ama bunların şeker kaplı olanlarından kaçının, doğal olanlarını tercih edin. İçinizin ezildiğini hissettiğiniz anlar için, bir dakika içinde hazırlayıp tadını çıkarabilirsiniz.

Az yağlı peynir çeşitleri: Günlük protein ve kalsiyum ihtiyacınızı karşıladığınızdan emin olun.

Kaçınılması Gereken Yiyecekler:

Marketlerde satılan hazır erişteler: Yağ ve tuz oranları yüksek olduğu için kaçının.

Gazlı İçecekler: Midenizi kalorisiz sıvılarla doldurduğunuzda, besleyici içeceklere yer kalmayacaktır. Bunun yerine az yağlı süt ve meyve suyu içmeyi tercih edin.

Hazır yiyecekler: Bu yiyeceklerin fast food’dan daha iyi olduğu kesin ama içerdikleri koruyucu maddeler yüzünden kaçınılması gerekenler arasında.

Dondurulmuş hazır yiyecekler: Bunlarda yağ ve tuz oranı çok yüksektir. Bunun yerine fırına atacağınız bir patatesi, eritilmiş peynir eşliğinde yiyebilirsiniz.

Göbek salata: Canınız salata çektiğinde daha besleyici olan marulu tercih edin.

Devamını okuyun >>>

Gençlikte Beslenme

Gençlikte beslenme, çocukluktakinden farklılıklar gösterir.
Vücudun ihtiyacı olan enerjinin karşılanmasında, güne kahvaltıyla başlayıp, gün sonuna kadar düzenli olarak üç öğün beslenmek önemlidir.


Artık vücut yavaş yavaş gelişimini tamamlamaya başlamaktadır; bu gelişimi desteklemek için de ekstra besin takviyesine ihtiyaç duyulmaktadır. Genç kızlarda 10–11 yaşlarında başlayan ergenlik süreci, yoğun olarak 12 yaşında kendini gösterir ve süreç genelde 15 yaşında tamamlanır. Genç erkeklerde bu süreç biraz daha farklıdır; ergenlik sürecine 12–13 yaşlarında giren erkek çocukları, süreci en yoğun 14 yaşında hissederler ve bu süreç onlar için 19 yaşında tamamlanır.

Yaş ilerledikçe çocuklarda kalori ihtiyacını belirleyen yaş faktörüne bir yenisi eklenir; cinsiyet. Cinsiyet faktörü, genel olarak erkek çocukların kız çocuklara oranla daha fazla kaloriye ihtiyaç duyması şeklinde açıklanır. Bunların yanı sıra, gelişme döneminde gençlerin alması gereken kalori miktarını etkileyen faktörler arasında, gencin vücut ölçülerini ve fiziksel aktivitelerde harcadığı kalori miktarını da sayabiliriz.

Erkek Günlük ortalama kalori ihtiyacı
11-14 yaş 2500 kalori
15-18 yaş 3000 kalori

Kız Günlük ortalama kalori ihtiyacı
11-14 yaş 2200 kalori
15-18 yaş 2200 kalori

Ergen vücut bu yoğun gelişme sürecinden geçerken, ana besin gruplarının yanı sıra yeterli miktarda demir ve kalsiyuma da ihtiyaç duyacaktır. Kemiklerde gerekli miktarda kalsiyum stokunu sağlamak için, 9-18 yaş arası gençlerin kalsiyum içeren besinler tüketmesi teşvik edilmelidir. Süt ve süt ürünlerinin günde üç porsiyon alınması, gereken kalsiyum ihtiyacını sağlayacaktır. Süt ve süt ürünlerini tercih etmeyenler, kalsiyum ihtiyaçlarını yeşil sebzelerden, soya ürünlerinden ve diğer kalsiyum takviyeli yiyecek ve içeceklerden karşılayabilirler.

Vücudun ihtiyacı olan enerjinin karşılanmasında, güne kahvaltıyla başlayıp, gün sonuna kadar düzenli olarak üç öğün beslenmek önemlidir. Yapılan araştırmalar kahvaltının bilişsel ve fiziksel performans üzerinde ne denli etkili olduğunu göstermektedir. Kahvaltısını edip okula giden öğrencinin, kahvaltı etmeden okula giden bir diğer öğrenciye kıyasla okulda daha aktif olduğu, dersi daha iyi anladığı ve gün içerisinde katıldığı sportif ve diğer fiziksel aktivitelerde daha iyi performans sergilediği gözlenmiştir.

Gençlerin beslenme alışkanlıklarında ana öğünler kadar ara öğünler de yer tutmaktadır. Çocuklukta ara öğün ihtiyacı; bir oturuşta gereken oranda besin tüketilememesinden ve bir sonraki öğüne kadar tekrar acıkılmasından doğmaktadır. Gençlerde durum çocukluktakinden daha farklıdır. Hızla gelişmekte olan, aktif gençler çok fazla enerjiye ihtiyaç duyabilirler. Günlük enerji ihtiyaçlarını karşılamak için düzenli olarak aldıkları doyurucu öğünlerin yanında, öğün aralarında ekstra enerji alma ihtiyacı hissedebilirler.

Devamını okuyun >>>

Çocuklukta Beslenme

Çocukken kazandığımız alışkanlıklar, bizleri ilerleyen yıllarda yalnız bırakmaz.
Ailemizin bize küçük yaşlarda kazandırdığı alışkanlıklar, bizlere öğrettikleri doğrular, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, aklımızın bir köşesinde her zaman var olacaktır. Yemeğe oturmadan ellerimizi yıkarız, çünkü bu bize zamanında öğretilmiş doğru bir davranıştır. Tehlikeli durumlardan kaçınmaya çalışırız, gerektiğinde kendimizi savunuruz, çünkü bu da bize öğretilmiştir.


Soğuk havalarda kalın giyinir, sıcakladığımızda ise üzerimizdekileri çıkarırız. Uyku saatlerimizin belli bir düzeni vardır; erken kalkmak için erken yatmamız gerektiğini biliriz. Peki ya yemek yeme alışkanlıklarımız, bu konuda bize öğretilenler, olması gerekenler?

Çocukların beslenmesi, iki, üç yaşı geride bıraktıktan sonra, ailenin diğer üyelerinin beslenme davranışlarıyla paralel özellikler taşımaya başlar; gün içinde düzenli olarak alınan üç ana öğün ve iki ara öğündür olması gereken. Çocukların farklı besinlerle tanıştırılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oluşturulması, bu yaşlarda başlar.

Nelerden kaçınmak faydalıdır bu süreçte? Yavaş yavaş biberon kullanımı azaltılmalı, hatta bırakılmalıdır. Çocuklara gereğinden fazla tatlı, meyve suyu, asitli içecekler, şeker ve cips verilmemelidir, çünkü bu yiyeceklerin besin değerleri düşüktür. Çocuklukta edinilen beslenme alışkanlıkları, ileride oluşacak hastalıkları da etkileyecektir. Doğru beslenme bizlere sağlıklı bir yaşamın kapılarını açacaktır. Çocuklukta kazanılan doğru beslenme alışkanlıkları, ileride fazla kilolu olmayı, kemiklerin zayıf olmasını ve zamanla ortaya çıkacak şeker hastalığını engelleyecektir.

Çocuklara doğru beslenme alışkanlıkları nasıl kazandırılabilir?

Peki çocuklarımıza doğru beslenme alışkanlığını nasıl kazandırabiliriz? Öncelikle onlara farklı besinleri sevdirmemiz gerekecektir. Tükettikleri besini fiziksel aktiviteyle dengelemelerini sağlamalıyız. Diyetlerinde çeşitli tahıl gruplarına yer vermeli, onları değişik sebze ve meyve çeşitleriyle tanıştırmalıyız. Yağ oranı yüksek yiyeceklerle beslenmelerini engellemeliyiz. Onlar için seçtiğimiz besinlerdeki şeker ve tuz oranının dengeli olmasına dikkat etmeliyiz. Ayrıca bedensel gelişimlerini tamamlamaları için aldıkları besinlerin kalsiyum ve demir oranlarının gereken miktarda olmasına özen göstermeliyiz.

Doğru örnek doğru sonuç

Dikkat etmemiz gereken bir diğer konu da çocuğumuza nasıl örnek olduğumuzdur. Ailenin diğer fertlerinin de doğru şekilde beslenmesi, çocuk üzerinde olumlu bir etki yaratacak, ve doğru beslenme alışkanlıklarını daha kolay kazanmasını sağlayacaktır. Farklı konularda, çocuğunuza onun yanında olduğunuzu hissettirdiğiniz gibi, beslenmeyle ilgili konularda da onu yalnız bırakmadığınızda sonuç; başarı olacaktır.

Kalori hesabı

Kalori hesabı yapmak dengeli beslenme için atılması gereken adımların başında gelir. Her ne kadar çocuklukta yapılacak kalori hesabı, ilerleyen yaşlarda yapılması gereken kalori hesabı kadar önemli olmasa da, bu değerlerin bilinmesinde fayda vardır. Çocuklar genelde gün içerisinde harcadıkları kaloriyle bu dengeyi sağlarlar ama yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunda, tedbiri elden bırakmamak gerekir. Çocuklukta kalori cetveli çocuğun yaşına bağlı olarak değişir. Aşağıda çocukların yaşlarına göre alması gereken günlük kalori miktarını görebilirsiniz. Unutulmaması gereken bunun ortalama bir tablo olduğu ve çocuktan çocuğa farklılıklar gösterebileceğidir.

Yaş Günlük ortalama kalori ihtiyacı
0-5 ay 650 kalori
6-12 ay 850 kalori
1-3 yaş 1300 kalori
4-6 yaş 1800 kalori
7-10 yaş 2000 kalori

Devamını okuyun >>>

15 Eylül 2007 Cumartesi

Zayıflığın Etkileri..

Kötü görünüm: Belki manken gibi zayıf bir görünüm bir sınıra kafar hoş olabilirç Ancak hayati çizgi aşıldığında ortaya hiç de hoş olmayan bir vücut çıkıyor. Giyilrn hiçbir şey uygun olmuyor, bedene göre kıyafet bulunmuyor.

Ciltte kırışıklık: Aşırı derecede zayıflık cildin kırışmasına ve daha çabuk yaşlanmasına neden oluyor. Çünkü yeterli beslenilmediği için cildi canlı tutan E ve C vitaminleri alınamıyor, bunun yüzünden cilt beslenemiyor, gerekli nemi besinlerden ya da sıvılardan alamadığı için cilt kırışık görünüyor. Ayrıca ciltte kuruluk , gevşeklik diğer olumsuz etkilerden.

Çabuk yorulma: Yeterli beslenilmediği için bağırsaklardan kana geçen besin maddeleri organlar için de yeterli olmuyor. Bunun için metabolizma kendini güvence altına alıyor. Daha az enerji harcamak için hareketler daha yavaş yapılıyor. Ani hareketler , tempolu yaşam karşısında metabolizma bu eforu karşılayamadığından kişiler çok çabuk yoruluyor, bu da sosyal yaşamı engelliyor.
Baş dönmesi: Özellikle ani kalkışlar da göz kararması ve baş dönmesi meydana geliyor. Yeterli ve dengeli beslenilmediği için dolaşımdaki kan, ağırlığını hayati organlarda yoğunlaştırıyor. Ani kalkışlar ve hareketlerde baş dönmesi ve göz kararması ortaya çıkıyor.

Anemi: Kansızlık, yeterli beslenmemenin getirdiklerinden.

İshal: Metabolizmanın hızlı çalışmasına bağlı olarak ishal görülüyor.

Adet düzensizliği: Yine metabolizmanın hızlı çalışmasına ve dengesiz beslenmesine bağlı olarak adet kanamalarında düzensizlik oluşuyor. Özellikle tiroid hormonlarının fazla salgılanması durumunda zayıflıkla birlikte adet düzensizliği en sık görülen belirtilerden.

Nabız atışında bozukluk: Bredikardi ve taşikardi, yani nabız atışının hızlı ya da yavaş olması zayıflığın etkilerinden.
Kalp- damar- hastalıkları riski: Eğer zayıf kişi sigara veya alkol kullanıyorsa, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riski yükseliyor.

Sinirlilik: Obes yani şişman insanlar neşelidirler. Ama zayıf insanlar aksine çabuk kızan bir yapıya sahiptirler. Bunda yetrsiz beslenmenin etkisi çoktur . Vücut gerekli vitaminleri ve mineralleri karşılamadığında sinir sisteminde bozukluklar , yorgunluk ortaya çıkıyor. Bazı vitaminlerin insanı rahatlatıcı ve sakinleştirici etkisinin olduğu artık bir gerçek . Bünyedeki vitamin dengesizliği kişinin sinir sistemi etkileniyor. Ayrıca T3 ve T4 hormonları zayıf kişilerde fazla salgılandığı için sinrlilik, el titremesi, terleme, ishal, yorgunluk, adet düzensizilği gözükür. Bağışıklık sisteminin zayıflaması: Zayıf kişiler immün sistemi yani bağışıklık sistemi de zayıftır. Bu nedenle hastalıklara daha çabuk yakalanıyorlar. Dış etkenlere karşı dirençlerinin düşük olması yüzünden hastalıkları diğer hastalara oranla daha ağır geçiyor.

Nasıl Kilo Alınır?
Öncelikle zayıflığın nedenini anlamak gerekiyor. Eğer hormonal nedenlerden dolayı zayıflık meydan agelmişse, hormon tedavisi olmak yeterli oluyor. Parazit gibi asalaklardan dolayı ise ağızdan alınan ialçlarla tedavi yapılıyor. Parazit ya da kurt gibi asalak canlılar ortadan kaldırıldığında kendiliğinden kilo alınabiliyor. Ancak eğer beslenmeden kaynaklanıyorsa beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi gerekiyor. Bir de kilo alınırken bu ister istemez yağ olarak depolanıyor. Yani kilo alınırken yağlanmak kaçınılmaz. Ancak iyi bir beslenme düzeniyle en aza indirmek mümkün . Zayıf kişiler için sofra düzeni yemeğin ısısı, mönü çok önemlidir.

Kişinin günlük enerjisi saptandıktan sonra + 1000 kalorilik enerji eklenerek bir tedavi uygulanılır. Bu yüzden ilk önce beslenme alışkanlığı saptanır. Öğünler artırılır ve üç ara üç ana öğün olarak düzenlenir. Ara öğünlerin içeriği besin değeri yüksek yiyeceklerden oluşmalıdır.

Enerji daha çok karbonhidratların çoğaltılmasıyla sağlanmalıdır. Yağlarda yapılan artış bulantıya sebep olmaktadır.

Diyet proteini 1,5 gr\kg şeklinde ayarlanmalıdır. Proteini daha yüksek vermek mümkün olmakla beraber bazı amino asitlerin serotonini arttırmalarıyla iştahsızlık oluşur. Bu yüzden proteini daha fazla arttırmak olumsuz etki yapar.

Diyetin vitamin ve mineral içeriği zengin olmalıdır. Özellikle B grubu vitaminler yoğun verilmelidir. Bu gruptaki vitaminler iştah artışı sağlarlar.

Diyetin en önemli özelliklerinden biriside hacim yönünden az besin kalitesi yönünden zengin besinlerden oluşturulmasıdır.

Mükemmel Sofra
Dr. Feryal Erverdi “ Bunun için sofranın düzeni, yemeklerin ısısı, seçilen menü yani yemekle ilgili herşey mükemmel olmalı” diyor. Akşam yatmadan birkaç saat önce ise mutlaka birşeyler atıştırmakta fayda var. Çünkü gece uykudayken metabolizma yavaşlıyor. Yani yatmadan önce tenilen yemekler kilo olarak geri dönüyor. Bir de yağlı yiyeceklerden çok proteinli yiyeceklere yönelmek gerekiyor. Tabi ki enerji açısından karbonhidratlı yiyeceklerin de menü de olması lazım. Özellikle mısır, pirin., yulaf, buğday, ve bu ürünlerden yapılmış yiyeceklere yönelmek gerekiyor.

Devamını okuyun >>>

Kilo Almak İstiyorum

Kilo alma çabaları da aynı kilo verme kuralları gibidir. Burada da bilimsel kuralları uygulamak ve kilo vermede olduğu gibi yavaş kilo alınmasını hedeflemek önemlidir.

Bedenize uygun kıyafet bulamıyorsunuz. Hem de fazla kilolardan değil!! Çünkü giydiğiniz herşey üstünüzden düşüyor. Herkes diyetle, egzersizle zayıflamaya çalışırken , siz kilo almak için çabalıyorsunuz.. Ancak ne yaparsanız yapın kilo alamıyormusunuz.. öyleyse bu yazı tam sizin için..

Vücudun, normal ağırlığının 10-15 kilo altında olamsına zayıflık, 15- 20 kilonun altında olmasına ciddi zayıflık deniyor. Örneğin 1.60 cm. Boyundaki bir kişinin ideal kilosu 54 kg. Olarak değerlenriliyor. Bu boydaki kişi 46- 48 kilo arasında bir kiloya sahipse zayıf, 43- 46 kilo arasında hafif zayıf, 42 kilonun altındda ise ciddi zayıf olarak değerlendiriliyor. Beslenme Uzmanı Dr. Feryal Erverdi “ Kişinin normal kilosunun 10 kilo altındaki ağırlığı, eğer bir sağlık problemi yaratmıyorsa biz doktorlarca sakıncalı bulunmuyor” diyor. Zayıflık çocuklarda görülüyorsa gelişim olumsuz yönde etkilenebilir eğer yetişkinlikte görülüyorsa iş verimi düşüyor.

Genelde zayıflığın kaynakları genetik olarak söylenebilir. Bunun yanında Hormonal düzensizlikte çok önemli.Hayati organların çalışmasını ifade eden bazal metabolizmanın hormonlar sağlıyor. Bu hormonlar tiroid bezinden salgılanan T3 ve T4 hormonları . Zayıf ikşilerin bazal metabolizmalarının daha hızlı çalışmasının en önemli nedeni bu hormonlarınb fazla salgılanması, bu da metabolizmanın hızlanmasına, dolyasıyla besinlerin daha hızlı yakılmasına nedne oluyor. Sonuçta kilo alınamıyor.Vücut bileşenleri de zayıflığın ya da şişmanlığın nedenlerinden. Yani iki kişi aynı yiyeceklere yese bile biri kilo alırken diğeri kilosunu koruyabiliyor ya da zayıf kalabiliyor. Bunda vücut bileşenlerinin etkisi büyük. Kimi kişilerin vücudunda yağlı doku ya da yağ depolayan hücreler fazlayken, kimilerinde az olabiliyor. Buna göre yağ depolayan hücre sayısı fazla olan kişilerin kilo almasaı da o derece kolaya diyebiliriz.

Devamını okuyun >>>

14 Eylül 2007 Cuma

Çikolata Yemek

Tadına doyum olmaz, bu nedenle de yemekten asla vazgeçmeyiz. Ama hep bir sıkıntı duyarız: Çünkü bize “Çikolata sağlığa zararlıdır” diye öğretmişlerdir. Oysa bilim adamlarının yaptığı son araştırmalar, tam tersi sonuçları ortaya koyuyor. Çikolata neredeyse her derde deva. İnanması zor ama, dişleri de çürütmüyor, tam tersi çürümesini bile önleyebiliyor. Sorun yalnızca hangi tür çikolata yiyeceğimizi bilmiyoruz.

Beyin mutlu oluyor
Middlesex Üniversitesi uzmanlarından Dr. Neil Martin’in yaptığı araştırma sonuçlarına göre, çikolatanın kokusu bile insanı baştan çıkartıyor. Çikolata, beyni rahatlatıp gevşetiyor, mutluluk veriyor. Çikolata, beynin “Endorfin” salgılamasına neden oluyor. Bu salgı, mutluluk duygusu duymamızı sağlıyor.

Fazlası uyuşturuyor
Eğer bir oturuşta bir kilo çikolatayı bitiririm diyenlerdenseniz, uyuşturucu madde almaya hazır olun. Çünkü bu miktarda çikolatanın içindeki maddeler, insanda marijuana içmiş gibi bir etki yapıyor.

Kalsiyum ve demir
Çikolata aynı zamanda çok besleyici. İçinde büyük oranlarda magnezyum, demir ve kalsiyum var. Küçük bir parça çikolata, almamız gereken bu maddelerin en az 5’te birini içeriyor.

Antioksidan maddeler
Son araştırmalar, çikolatanın farklı bir özelliğini daha ortaya çıkarttı. Kaliforniya Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre 50 gramlık bir çikolata ya da iki kaşık şekerle karıştırılmış bir bardak kakao, bir kadeh kırmızı şarap içinde bulunan antioksidanlara eşdeğerde kimyasal madde içeriyor. Bir başka deyişle çikolata kalp krizi ya da beyin kanamasını önlüyor.

İnsan ömrünü uzatıyor
Harvard Üniversitesi’nde 8 bin erkek üzerinde yapılan araştırma, çikolatanın ömrü uzattığını da ortaya koydu. Çikolata yiyenlerin ömürlerinin en az bir yıl uzadığını belirten uzmanlar, bunu içindeki antioksidan maddelere bağlıyor.

Kalbe faydalı yağ
Çikolatanın içindeki yağ, üç kaynaktan geliyor. Kakao yağı, bitki yağları ve süt içindeki yağlar. Kakaonun içindeki “stearic asit” içeren yağ bir çeşit doymamış yağ. Doymamış yağların da sağlığa ve özellikle kalbe zararlı olduğu bilinir. Ancak kakao içindeki stearic asit, vücuda girince “oleic asite” dönüşüyor. Aynı zeytinyağı içindeki oleic asit gibi. Bu yağ türü de kalbe çok faydalı.

Migrenliler dikkat
Migren hastalarına çikolata pek yararlı değil. Çünkü migren hastaları “phenolsuphotransferase” adlı bir enzim yetersizliği nedeniyle ağrılar içinde kıvranırlar. Çikolata ise, damarları açarak bu enzimin daha çok tüketilmesine yol açar. Çikolata normal insanlara çok yararlıdır ama migrenliler kesinlikle uzak durmalı.

Dişleri çürütmez
Çikolatanın dişleri çürüttüğü önyargısı vardır. Oysa araştırmalar tam tersini gösteriyor. Kakao içinde bulunan bir bileşim, diş çürümesini engelliyor. Kakao içindeki bu bileşim dişi kaplıyor ve dışarıdan gelecek bakterileri engelliyor. ABD’li bilim adamlarının yaptığı araştırmalar çikolatanın kalp hastalıklarına karşı koruma görevi gören maddeler içerdiğini ortaya koydu. ABD’de bulunan California Üniversitesi doktorları çikolatadan başka meyve ve sebzelerde de bulunan “procyanidin” maddesinin koroner kalp rahatsızlıklarına karşı koruyucu bir görevi olduğunu belirtti. Araştırma için on sağlıklı deneğe değişik zamanlarda içinde hem yüksek hem de düşük oranda “procyanidin” bulunan birkaç türde çikolatalar yedirildi. Çikolotayı yedikten iki saat sonra deneklerin metabolizmaların yapılan araştırmalar “procyanidin” maddesinin 20 kattan daha fazla olduğunu ortaya çıkardı.

Araştırma, çikolatayı yiyen kişilerin kanlarında serum leukotriene maddesinde ciddi bir düşük olduğunu da gösteriyor. Böylece kanda bulunan plaketler yapışarak kan pıhtılaşmasını da önlüyor.

Uzmanlar, kalp hastalıklarından korunmak isteyenlerin, düzenli olarak belli bir miktarda çikolata tüketmelerini öneriyor.


Çikolata seyyar bir eczane gibi...
Çikolata, insanların yerken beslenme değerini düşürmedikleri nadir gıda maddelerinden biri. Çok basit anlamda “sevildiği” için yenen çikolata aynı zamanda hediye özelliği de taşıyor. Yapılan birçok incelemede çikolatanın sayısız faydalarının bulunduğunu ortaya koyuyor.
İnsanlar kendi sevdikleri kadar, sevdiklerine de ikram etmek isterler çikolatayı. Dolayısıyla psikolojik özelliklerinin yanısıra tadı ve lezzeti de çikolatayı fazlaca tüketilen bir gıda haline getiriyor. Özellikle öğünler arasında atıştırıldığından bu durum, çikolatayla fazla kilolar arasında doğrudan bir bağlantı olduğu kanaatini oluşturuyor. İngiliz Ulusal Gıda Araştırmaları ve New Grubb’un 1996’da İskoçya’da yaşayan kadınların çikolata tüketim sıklıkları ve fazla kiloları gösteren BMI değerler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yaptıkları çalışmada bu iki değer arasında belirgin bir fark olmadığı saptanıyor. Aynı araştırma 10-15 yaş arası kız ve erkek çocuklar üzerinde de gerçekleştiriliyor ve sonucun yine aynı doğrultuda olduğu belirleniyor.

Hastalıklara karşı kalkan
Canınız durmadan çikolata yemek istiyorsa, beyniniz sizi bir konuda uyarmak istiyor demektir. Araştırmalar, tatlı yiyeceklerin depresyonu giderici özellikler taşıdıklarını göstermekte. İngiltere’de Middlesex Üniversitesi’nde nöropsikolog olan Dr. Neil Martin, “Bir çikolata, seyyar bir eczane gibidir. Adını bile bilmediğiniz bazı önemli kimyasal maddeler içerir. Çikolatayı koklamak bile insanı rahatlatır” diyor.

Dr. Martin, başka yiyeceklerin kokuları üzerinde deney yaptıklarını fakat hiçbir kokunun insanı çikolata kokusu kadar etkilemediğini de belirtiyor. California Üniversitesi’nde de araştırmacıların çikolata konusunda yaptıkları araştırmalardan ilginç sonuçlar almışlar.
Bilim adamlarına göre çikolatada bulunan ve “catechin” adıyla bilinen antioksidanlar kansere ve kalp hastalıklarına karşı korunmayı sağlıyor. Antioksidan maddeler aynı zamanda da çayda da bulunuyor. Dolayısıyla sağlığımızı korumak için bol çikolatalı pastayla bir fincan çaya ihtiyacımız olacak.

Ulusal Halk ve Çevre Sağlığı Enstitüsü tarafından yapılan ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen araştırmalarda, bu maddenin çikolatada çayınkinden dört kat daha fazla olduğu, en fazla da siyah çikolatada bulunduğu belirtiliyor.

Üretimde ileri teknoloji
Çikolatanın gıda maddeleri içinde ve özel bir yerinin olmamasının sebeplerinden biri, elde tutulduğunda, yani vücut sıcaklığında erimeden dayanabilmesi ve ağıza alındığında hemen eriyerek, o sevilen ve ferahlatıcı tadı vermesi.

Çikolata diş çürümelerini engelleyebilir mi?
Japon araştırmacılar, çikolatanın diş çürümelerini engelleyebileceği ve dişte oyukların açılmasının önüne geçilebileceğini belirtti. New Scientist dergisinde yayınlanan araştırmada, çikolata karışımının ana maddesi olan kakao tohumunun bazı kısımlarının ağızdaki bakterilerle mücadele ettiği bildirildi. Diş plağındaki bakterilerin şekeri, diş yüzeyini eriten asitlere dönüştürmesi, dişlerde oyukların meydana gelmesine neden oluyor.

Japonya’nın Osaka Üniversitesi’nden Takashi Ooshima ve araştırma ekibi, (çikolata üretiminde genellikle kullanılmayan) kakao tohumu kabuğunun (CBH) güçlü bir anti-bakteriyel kaynak olduğunu ortaya çıkardı. Ooshima, dergiye yaptığı açıklamada, “Gargara ve diş macunlarında CBH özünü kullanmak mümkün olabilir” dedi. Ooshima, bu tohum kabuğunun, çikolatanın dişler için faydalı hale getirilmesine yönelik kullanılabileceğini kaydetti. Japon araştırmacılar, sularına CBH ekleyen kobay farelerin dişlerinin daha sağlıklı olduğunu belirterek, elde ettikleri bulguları insan dişinde denemeyi planladıklarını bildirdi.

Londra’daki King’s and St. Thomas Diş Enstitüsü’nden David Beighton, kakao tohumunda bulunan aktif maddelerin diğer bazı bitkilerde de bulunduğunu kaydetti.

Çikolata hakkında bilmediklerimiz
· Bir dilim çikolata kalsiyum ihtiyacını karşılıyor.
· Çikolata da sigara veya alkol gibi alışkanlık yapıyor, ancak bu alışkanlığın kalori dışında bir zararı yok.
· İçinde bulunan kakao, beyinde bulunan bazı kimyasal maddeleri harekete geçiriyor.
· Bazı çalışmalar çikolatanın, cildi güzelleştirdiğini göstermiştir.
· Çikolata, vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirir. Vücudu sakinleştirici özelliğinden dolayı hormonların ve enzimlerin düzgün çalışması, bağışıklık sistemine de yararlı olmaktadır. İşe gitmeden önce çikolata koklayın. Bu sizi rahatlatacak miktarda mutluluk hormonu, seratonin ve noradrenalin salgılamanızı sağlayacaktır.

Tüketici Raporu Dergisi

Devamını okuyun >>>

Sağlıklı Beslenme

Sağlıklı beslenme bir bilimdir. Buradan sizlerle paylaştığımız yazı ve makaleler genel bir bakış oluşturmanızı sğalamak amacı ile hazırlanmıştır. Eğer kilo sorunlarınız oluyor ise ve bunlardan kurtulmak istiyorsanız, herşeyden önce beslenme rejiminizin yanlış olduğunu ve mutlaka sağlıklı bir beslenme rejimine geçmeniz gerektiğini düşünmelisiniz. Size bu konuda diyet ve beslenme uzmanları yardım edebilir.

Unutmayın, beslenme şeklinize belirli bir süre ara vermek ve rejim yaparak gerçek anlamda kilo veremezsiniz veya alamazsınız. Rejim süresi sonrasında eski sağlıksız beslenme rejiminize döndüğünüzde kısa zamanda kaybettiğiniz kilolar geri gelecektir.

Sağlıklı bir beslenme, sağlıklı besinlerin doğru miktarlarda alınması ile sağlanır.

Devamını okuyun >>>