Bedenize uygun kıyafet bulamıyorsunuz. Hem de fazla kilolardan değil!! Çünkü giydiğiniz herşey üstünüzden düşüyor. Herkes diyetle, egzersizle zayıflamaya çalışırken , siz kilo almak için çabalıyorsunuz.. Ancak ne yaparsanız yapın kilo alamıyormusunuz.. öyleyse bu yazı tam sizin için..
Vücudun, normal ağırlığının 10-15 kilo altında olamsına zayıflık, 15- 20 kilonun altında olmasına ciddi zayıflık deniyor. Örneğin 1.60 cm. Boyundaki bir kişinin ideal kilosu 54 kg. Olarak değerlenriliyor. Bu boydaki kişi 46- 48 kilo arasında bir kiloya sahipse zayıf, 43- 46 kilo arasında hafif zayıf, 42 kilonun altındda ise ciddi zayıf olarak değerlendiriliyor. Beslenme Uzmanı Dr. Feryal Erverdi “ Kişinin normal kilosunun 10 kilo altındaki ağırlığı, eğer bir sağlık problemi yaratmıyorsa biz doktorlarca sakıncalı bulunmuyor” diyor. Zayıflık çocuklarda görülüyorsa gelişim olumsuz yönde etkilenebilir eğer yetişkinlikte görülüyorsa iş verimi düşüyor.
Genelde zayıflığın kaynakları genetik olarak söylenebilir. Bunun yanında Hormonal düzensizlikte çok önemli.Hayati organların çalışmasını ifade eden bazal metabolizmanın hormonlar sağlıyor. Bu hormonlar tiroid bezinden salgılanan T3 ve T4 hormonları . Zayıf ikşilerin bazal metabolizmalarının daha hızlı çalışmasının en önemli nedeni bu hormonlarınb fazla salgılanması, bu da metabolizmanın hızlanmasına, dolyasıyla besinlerin daha hızlı yakılmasına nedne oluyor. Sonuçta kilo alınamıyor.Vücut bileşenleri de zayıflığın ya da şişmanlığın nedenlerinden. Yani iki kişi aynı yiyeceklere yese bile biri kilo alırken diğeri kilosunu koruyabiliyor ya da zayıf kalabiliyor. Bunda vücut bileşenlerinin etkisi büyük. Kimi kişilerin vücudunda yağlı doku ya da yağ depolayan hücreler fazlayken, kimilerinde az olabiliyor. Buna göre yağ depolayan hücre sayısı fazla olan kişilerin kilo almasaı da o derece kolaya diyebiliriz.
Zayıflığın Etkileri..
Kötü görünüm: Belki manken gibi zayıf bir görünüm bir sınıra kafar hoş olabilirç Ancak hayati çizgi aşıldığında ortaya hiç de hoş olmayan bir vücut çıkıyor. Giyilrn hiçbir şey uygun olmuyor, bedene göre kıyafet bulunmuyor.
Ciltte kırışıklık: Aşırı derecede zayıflık cildin kırışmasına ve daha çabuk yaşlanmasına neden oluyor. Çünkü yeterli beslenilmediği için cildi canlı tutan E ve C vitaminleri alınamıyor, bunun yüzünden cilt beslenemiyor, gerekli nemi besinlerden ya da sıvılardan alamadığı için cilt kırışık görünüyor. Ayrıca ciltte kuruluk , gevşeklik diğer olumsuz etkilerden.
Çabuk yorulma: Yeterli beslenilmediği için bağırsaklardan kana geçen besin maddeleri organlar için de yeterli olmuyor. Bunun için metabolizma kendini güvence altına alıyor. Daha az enerji harcamak için hareketler daha yavaş yapılıyor. Ani hareketler , tempolu yaşam karşısında metabolizma bu eforu karşılayamadığından kişiler çok çabuk yoruluyor, bu da sosyal yaşamı engelliyor.
Baş dönmesi: Özellikle ani kalkışlar da göz kararması ve baş dönmesi meydana geliyor. Yeterli ve dengeli beslenilmediği için dolaşımdaki kan, ağırlığını hayati organlarda yoğunlaştırıyor. Ani kalkışlar ve hareketlerde baş dönmesi ve göz kararması ortaya çıkıyor.
Anemi: Kansızlık, yeterli beslenmemenin getirdiklerinden.
İshal: Metabolizmanın hızlı çalışmasına bağlı olarak ishal görülüyor.
Adet düzensizliği: Yine metabolizmanın hızlı çalışmasına ve dengesiz beslenmesine bağlı olarak adet kanamalarında düzensizlik oluşuyor. Özellikle tiroid hormonlarının fazla salgılanması durumunda zayıflıkla birlikte adet düzensizliği en sık görülen belirtilerden.
Nabız atışında bozukluk: Bredikardi ve taşikardi, yani nabız atışının hızlı ya da yavaş olması zayıflığın etkilerinden.
Kalp- damar- hastalıkları riski: Eğer zayıf kişi sigara veya alkol kullanıyorsa, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riski yükseliyor.
Sinirlilik: Obes yani şişman insanlar neşelidirler. Ama zayıf insanlar aksine çabuk kızan bir yapıya sahiptirler. Bunda yetrsiz beslenmenin etkisi çoktur . Vücut gerekli vitaminleri ve mineralleri karşılamadığında sinir sisteminde bozukluklar , yorgunluk ortaya çıkıyor. Bazı vitaminlerin insanı rahatlatıcı ve sakinleştirici etkisinin olduğu artık bir gerçek . Bünyedeki vitamin dengesizliği kişinin sinir sistemi etkileniyor. Ayrıca T3 ve T4 hormonları zayıf kişilerde fazla salgılandığı için sinrlilik, el titremesi, terleme, ishal, yorgunluk, adet düzensizilği gözükür. Bağışıklık sisteminin zayıflaması: Zayıf kişiler immün sistemi yani bağışıklık sistemi de zayıftır. Bu nedenle hastalıklara daha çabuk yakalanıyorlar. Dış etkenlere karşı dirençlerinin düşük olması yüzünden hastalıkları diğer hastalara oranla daha ağır geçiyor.
Nasıl Kilo Alınır?
Öncelikle zayıflığın nedenini anlamak gerekiyor. Eğer hormonal nedenlerden dolayı zayıflık meydan agelmişse, hormon tedavisi olmak yeterli oluyor. Parazit gibi asalaklardan dolayı ise ağızdan alınan ialçlarla tedavi yapılıyor. Parazit ya da kurt gibi asalak canlılar ortadan kaldırıldığında kendiliğinden kilo alınabiliyor. Ancak eğer beslenmeden kaynaklanıyorsa beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi gerekiyor. Bir de kilo alınırken bu ister istemez yağ olarak depolanıyor. Yani kilo alınırken yağlanmak kaçınılmaz. Ancak iyi bir beslenme düzeniyle en aza indirmek mümkün . Zayıf kişiler için sofra düzeni yemeğin ısısı, mönü çok önemlidir.
Kişinin günlük enerjisi saptandıktan sonra + 1000 kalorilik enerji eklenerek bir tedavi uygulanılır. Bu yüzden ilk önce beslenme alışkanlığı saptanır. Öğünler artırılır ve üç ara üç ana öğün olarak düzenlenir. Ara öğünlerin içeriği besin değeri yüksek yiyeceklerden oluşmalıdır.
Enerji daha çok karbonhidratların çoğaltılmasıyla sağlanmalıdır. Yağlarda yapılan artış bulantıya sebep olmaktadır.
Diyet proteini 1,5 gr\kg şeklinde ayarlanmalıdır. Proteini daha yüksek vermek mümkün olmakla beraber bazı amino asitlerin serotonini arttırmalarıyla iştahsızlık oluşur. Bu yüzden proteini daha fazla arttırmak olumsuz etki yapar.
Diyetin vitamin ve mineral içeriği zengin olmalıdır. Özellikle B grubu vitaminler yoğun verilmelidir. Bu gruptaki vitaminler iştah artışı sağlarlar.
Diyetin en önemli özelliklerinden biriside hacim yönünden az besin kalitesi yönünden zengin besinlerden oluşturulmasıdır.
Mükemmel Sofra
Dr. Feryal Erverdi “ Bunun için sofranın düzeni, yemeklerin ısısı, seçilen menü yani yemekle ilgili herşey mükemmel olmalı” diyor. Akşam yatmadan birkaç saat önce ise mutlaka birşeyler atıştırmakta fayda var. Çünkü gece uykudayken metabolizma yavaşlıyor. Yani yatmadan önce tenilen yemekler kilo olarak geri dönüyor. Bir de yağlı yiyeceklerden çok proteinli yiyeceklere yönelmek gerekiyor. Tabi ki enerji açısından karbonhidratlı yiyeceklerin de menü de olması lazım. Özellikle mısır, pirin., yulaf, buğday, ve bu ürünlerden yapılmış yiyeceklere yönelmke gerekiyor.
21 Ekim 2007 Pazar
ŞİŞMANLAMAK İSTİYORUM
17 Ekim 2007 Çarşamba
Vücudumuzun 7 Enerji Kaynağı - Vitaminler
B-2 VİTAMİNİ:
Gerçek bir enerji deposu olan B-2 vitamini kanda alyuvarların oluşmasını sağladığı için derinin, özellikle de gözlerin sağlığı açısından çok önemlidir. Aşırı alkol, bu vitaminin en büyük düşmanıdır. Ayrıca antibiyotikler ve sakinleştiricilerin de vücutta B-2’yi azalttığı unutulmamalıdır. B-2 vitaminini en çok el edebileceğimiz besinlere gelince: Et, tavuk eti, balık, süt ve süt ürünleri, turp, ıspanak, yumurta, mısır ve beyaz undan yapılmış ekmek bu gıdalardan bazılarıdır.
B-6 VİTAMİNİ (PYRİDOXİNE):
Bağışıklık ve sinir sistemimizin en büyük destekçisi olan B-6 vitamini, vücudumuzun proteinleri ve yağları öğütmesine yardımcı olur. Bilindiği gibi vücuda oksijeni dağıtan hemoglobin yine B-6 vitamini sayesinde meydana gelir. En önemli işlevlerinden biri de mekanizmamızın depresyona karşı direnmesini sağlayan serotonini oluşturuyor olmasıdır. B-6 vitamini bakımından da aşırı alkol, sigara ve kan basıncı düşüren ilaçlar oldukça sakıncalıdır. Tavuğun göğüs eti, böbrek, karaciğer, yumurta, pirinç, soya fasulyesi, yulaf, fındık, fıstık, muz, patates, avokado ve somon balığı en fazla B-6 vitamini içeren besinler arasında yer almaktadır. Fazla oranda ve uzun süre kullanılması sinirlere zarar verebilir.
FOLİK ASİT:
Hücre oluşumunu sağlayan Folik Asit sağlığımız açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Öyle ki Folik Asit’in vücutta azalması kanser ve kansızlık riskini gündeme getireceğinden, ihmal edilmemesi gereken unsurlardan bir tanesidir. Folik Asit yetersizliği doğacak bebeklerin özürlü olma tehlikesine neden olduğundan anne adayları bu konuya daha fazla dikkat etmelidirler. Çok fazla aspirin kullanmak, kolestrol düşürücüler, doğum kontrol hapları, sara ilaçları ve alkol de vücuttaki folik asit miktarını azaltır. Aynı zamanda yaşlılık Folik Asit depolarını eriten bir başka etken olarak gösterilebilir. Folik Asit bakımından; karaciğer, yumurta sarısı, ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, brokkoli, portakal ve portakal suyu oldukça zengindirler. Folik Asit’in fazlası B-12 vitaminin eksikliğinin ortaya çıkmasını önler, bu da sinirlere zarar verebilir.
KALSİYUM:
Kalsiyum vücudumuzun en önemli destekçilerinin başında gelir. Çünkü kemiklerin ve dişlerin güçlenmesi, alınan kalsiyum miktarıyla doğru orantılıdır.
Kalsiyum ayrıca kaslar ve sinirler için de oldukça önemli bir mineraldir. Kanın pıhtılaşmasını sağlar ve kalın bağırsak kanserine karşı en güçlü silahtır. Hamilelik, emzirme ve menapoz dönemleri ayrıca kafeinli içecekler vücuttaki kalsiyumu azaltacağından, bu gibi dönemlerde alınan gıdalara daha özen gösterilmesi gerekir.
Süt ve süt ürünleri, mısır, sardalya balığı, kalamar, ıstakoz ve brokoli bol miktarda kalsiyum içeren besinlerdir. Gereğinden fazla alınan kalsiyum; demir, çinko, fosfor ve magnezyumun emilmesini engelleyebilir.
MAGNEZYUM:
Magnezyum, vücut sağlığı açısından çok önemli rolü olan bir mineraldir. Proteinlerin kana karışmasını, kasların ve sinirlerin düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayan yine magnezyumdur. Yaşlılar, diyet yapanlar ve alkollü içki kullananlar magnezyum takviyesine ihtiyaç duyan kesim arasında yer alır. Magnezyum yetersizliği iştah kaybına, depresyona, kasların zayıflamasına ve zaman zaman göz kararmasına sebep olabilir.
DEMİR:
Kanın, oksijeni vücuda dağıtmasına sağlayan hemoglobin, demir sayesinde oluşur. Regl ve hamilelik dönemleri vücuttaki demir seviyesini azaltan faktörlerdendir. Aynı zamanda yaşlılar, diyet yapanlar, vejeteryanlar da önlem almalıdırlar çünkü demir eksikliği anemi (kansızlık) hastalığına neden olur. Kırmızı et, balık türleri, kuru fasulye, kurutulmuş meyve, yumurta sarısı ve yeşil yapraklı sebzeler, demir içeren besinlerden bir kaçıdır. Yüksek dozda alınan demir, kalp risklerini çoğaltır. Küçük çocuklarda çeşitli semptomlara hatta ölüme bile neden olabileceğinden dozajı konusunda dikkatli olunmalıdır.
ÇİNKO:
Çinko, bağışıklık sisteminin sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi bakımından bolca ihtiyaç duyulan bir mineraldir. Çinko eksikliği vücudu enfeksiyonlara karşı dirençsiz kılacak, ayrıca tat ve koku duyularını da zayıflatacaktır. Özellikle diyabet ve böbrek hastaları çinko eksikliği tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Kırmızı et, yumurta, deniz ürünleri, fasulye, bezelye ve fındık bol miktarda çinko içerir. Yüksek oranda alınması ishal, saç dökülmesi, tırnak kırılması, yorgunluk, sinir sisteminde istem dışı hareketlere gibi belirtilere neden olabilir.
15 Ekim 2007 Pazartesi
Yemek Seçerken Midenizi de Düşünün
Pek çok kişi midesindeki yanma hissinden şikayetçidir. Ancak bazı noktalara dikkat ederek bu problemi azaltmanız mümkün. Yediklerinize dikkat eder, sindirimi kolaylaştıran, yanma hissini azaltan yiyecekleri daha çok tüketirseniz bu sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırabilirsiniz. Yemekleri az miktarla ama sık aralıklarla tüketmek ve iyi çiğneyerek, yavaş yemek de mide sağlığınız için önemlidir. Aynı şekilde, yiyecek ve içeceklerinizin çok sıcak veya çok soğuk olmamasına, karında basıncı arttıran sıkı kemer kullanmamaya, yemeklerden hemen sonra uzanıp yatmamaya, alkol ve sigaradan da mümkün olduğunca uzak durmaya dikkat etmelisiniz.
Midenize Dost Olan Yiyecekler Neler?
Karnabahar: Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından korur.
Lahana: Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın.
Patates: Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su, havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.
Elma sirkesi: Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.
Maden suyu: Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.
Ispanak: Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.
Zeytinyağı: Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.
Muz: Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.
Kızarmış ekmek: Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.
Brokoli ve Brüksel Lahanasını Haşlamadan Yiyin
Brokoli ve brüksel lahanasının kansere karşı faydalı olduğu biliniyor. Ancak uzmanlar, bu sebzelerin kaynatılarak pişirilmesi durumunda içindeki kanserle savaşan maddelerin büyük bölümünün yok olduğunu belirtiyorlar.
Kansere karşı faydalı olduğu bilinen “glucosinolates” adlı maddeleri içeren brokoli ve brüksel lahanasının kaynatılarak pişirilmeleri halinde, bu sebzelerde bulunan kansere karşı savaşan maddelerin yaklaşık yüzde 80’i suya geçerek heba oluyor.
Daily Mail’in internet sitesinde yer alan habere göre, Warwick üniversitesi'nden bir grup bilimadamı, pişirme yöntemlerinin bu sebzelerdeki glucosinolates seviyelerini nasıl etkilediğini araştırdılar. Araştırma sonucunda, brokolinin 30 dakika haşlanması halinde glucosinolates miktarının yüzde 77, 10 dakika haşlanması durumunda ise yarısının azaldığını tespit ettiler.
Yarım saat haşlanan karnabaharda yararlı maddelerin yüzde 75’inin, lahanada yüzde 65’inin, brüksel lahanasında yüzde 58’inin kaybolduğu belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda sebze tüketiminden azami faydayı sağlanabilmesi için kaynatmaktan vazgeçilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, sebzelerin buharda, mikrodalgada veya kızgın yağda pişirilmesini öneriyorlar. Uzmanlar, bu sebzeleri dondurmanın da yararlı maddelerin seviyesinin azalmasına yol açtığını vurguluyorlar.
Sütü Neden ve Nasıl İçmek Gerekli?
Sağlıklı ve dengeli beslenme, uzun zamandır en çok konuşulan ve üzerinde durulan konular arasında yer alıyor. Sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmek için yediğimize, içtiğimize artık daha çok dikkat ediyoruz. Peki, sağlıklı bir beslenmenin temel unsurlarından olan sütü neden ve nasıl tüketmeniz gerektiğini biliyor musunuz?
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nden Prof. Dr. Tanju Besler'in verdiği bilgilere göre;, beslenme, insanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan enerji, su ve besin öğelerinin (karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineralleri) gerektiği miktarlarda (RDA) gün içersinde düzenli olarak alınması eylemidir. Sağlıklı beslenme için vücuda ihtiyacı olan temel besin öğelerini dengeli ve yeterli bir şekilde kazandırmak gerekiyor. Süt ve süt ürünleri tam da bu noktada önem kazanıyor.
Tüm beslenme uzmanlarının ve doktorların fikir birliği içinde oldukları konu, sütün sağlıklı beslenmenin temel unsuru olduğudur. Bunu söylemek yanlış olmaz çünkü süt, özellikle protein, yağ, vitamin (C vitamini hariç) ve mineraller (başta kalsiyum ve fosfor olmak üzere) gibi beslenmede çok önemli olan besin öğelerini bünyesinde bulunduruyor.
Bol bulunan ve kolaylıkla tüketilebilen, tek başına bireyin gelişim sürecinden başlayarak hayatının tüm aşamalarında besin gereksinimi büyük oranda karşılayan sütün ülkemizde, bilinçli ve verimli bir şekilde tüketildiğini söylemek güç. Düşük tüketim rakamları, ağırlıklı olarak açıkta, sağlıksız koşullarda satılan sütlerin tercih edilmesi, süt tüketimi konusunda toplumun güçlü bir bilince sahip olmadığını ortaya koyuyor.
Ne Kadar Süt İçmeli?
Öncelikle bir bardak sütün besin değerini inceleyerek, günde içilmesi gereken yeterli süt miktarı bilgisine ulaşalım. Bir bardak sütte 6 yaşındaki bir çocuğun ihtiyacı olan yüzde 52 kalsiyum, yüzde 30 potasyum, yüzde 35 protein, yüzde 11 B1 vitamini, yüzde 9 A vitamini, yüzde 44 B2 vitamini, yüzde 12 folat, yüzde 14 B6 vitamini, yüzde 18 magnezyum, yüzde 12 çinko, yüzde 55 fosfor, yüzde 6 enerji ve yüzde 6 niasin gereksinimini karşılar. Bu listeyi uzatmak mümkün olacaktır.
Yaşamın ilk altı ayında (0-6 ay) bebeğe anne sütünden başka hiçbir ilave besin verilmemelidir. Bunun dışında bir yaşından sonra tüm yaş grupları için süt tüketiminin en az iki su bardağı olacak şekilde düşünülmelidir. Ancak bu süt tüketimi özellikle 6-16 yaş grubunda daha da artırılabilir ve dört su bardağına kadar çıkabilir.
Nasıl Tüketmeli?
Süt tüketirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, açıkta satılan süt yerine, sağlıklı ambalajda satılan sütü tercih etmektir. En son Hacettepe Üniversitesi’nden bazı öğretim üyelerinin 2001 yılında gerçekleştirdiği altı hafta süren saha araştırması sonuçları, neden açıkta satılan sütlerin tüketilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Araştırmada, Ankara’nın 39 semtinden toplanan 150 sokak sütü, 109 UHT süt ve 41 pastörize süt örneği incelenmiştir. Uluslararası standartlarda, 1 mililitre sütte kabul edilebilir bakteri miktarı 5 bin ile 50.000 bin iken, incelenen tüm açık süt örneklerinde bu sayının 100 binden fazla olduğu tespit edilmiştir. Yapılan analizlerde, pastörize ve UHT Uzun Ömürlü Süt’lerin ise insan sağlığı açısından tüm standartlara uygun özellikler taşıdığını gördük.
Yine Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’deki Açık Sütün Kimyasal Kalitesi: Vitaminler” başlıklı çalışmada da, açıkta satılan sokak sütünün zaten düşük olan vitamin değerinin, kaynatıldıktan sonra daha da düştüğü ortaya çıktı. 15 dakika kaynatılmasının ardından çiğ sütteki Tiamin yüzde 66, Riboflavin ve Folik Asit yüzde 50, Niacin yüzde 12 oranında azalırken, B12 vitaminindeki kayıp da 15 dakika sonunda yüzde 30’a varıyor.
Sütün Isıl İşlemden Geçirilmiş Olması Şart!
Sağlıklı tüketim için sütün mutlaka ısıl işlemden geçmiş, yani pastörize ya da UHT Uzun Ömürlü süt olması gerekiyor. Sokak sütleri, kaynağı bilinmeyen sütler kesinlikle satın alınmamalı ve kullanılmamalıdır. Isıl işlemden geçmiş sütlerin ambalajlarının orijinal, kesinlikle hasar görmemiş olmasına dikkat etmek önem taşıyor. Pastörize sütlerin mutlaka soğuk zincirde korunması gerekiyor. UHT sütler, uygulanan işlem gereği açılıncaya kadar üzerinde belirtilen tarihe kadar oda sıcaklığında tazeliğini koruyabiliyor.
UHT ve aseptik ambalajlama teknolojileri sıvı gıda ürünlerinin kısa bir süre ısıtılarak süratle oda sıcaklığına soğutulması ve işlenen gıdaların dolumunun tamamen kapalı ortamda gerçekleştirilmesi esasına dayanıyor. Ürünler 2- 6 saniye süreyle 135-150oC arasında ısıya tabi tutuluyor. Daha sonra hızla oda sıcaklığına soğutuluyor. Modern bir UHT tesisinde ürünlerin dolum işlemi kapalı bir sistemde, aseptik ortamda gerçekleştiriliyor. Aseptik ambalaj altı katmanlı yapısı sayesinde gıda ürünlerinin hava ve ışık gibi dış etkenlerle temasını önlüyor. Son derece hızlı bir süreç olan UHT işlemi ürünün tadında, görünümünde ve besin değerinde herhangi bir değişikliğe yol açmıyor.
Daha sağlıklı bir toplum için, işleme ve ambalajlama teknolojilerinin de desteği ile her an kolaylıkla ulaşabildiğimiz temel besinimiz sütü hak ettiği gibi tüketmeliyiz. Süt içmek, bir ömrü sağlığımız bozulmadan, kaliteli bir şekilde yaşayabilmek için alabileceğimiz en basit önlemlerden biridir.
10 Ekim 2007 Çarşamba
Ofis Yaşamı Kilo Aldırıyor
Pek çok insan çalışırken doğru beslenmeye fırsat bulamadığından yakınır. Fazla kiloların yegane suçlusu da çoğunlukla uzun süren çalışma saatleri olarak gösterilir. Oysa çalışırken de doğru beslenmek ve kilo almak yerine fazla kilolardan kurtulmak mümkün. Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Seçil Kenar, “Ofis yaşamında sağlıklı beslenmenin yolları” hakkında bilgiler verdi.
Ofiste de Olsa Hareketsiz Kalmayın
Son yıllarda obezitenin görülme sıklık artışının en büyük nedenlerinden biri de egzersiz yapma alışkanlıklarında ve günlük hareketlerimizde azalmadır. Teknolojinin gelişimi ile özellikle iş yerlerimizde masa başında geçirdiğimiz zaman artmaktadır. Özellikle uzun çalışma saatlerini masa başında geçiren ofis çalışanlarında obezite görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Ofis çalışanlarında obezite görülme sıklığının artış nedenleri arasında başta uzun süre hareketsiz masa başında oturmanın yanı sıra, özellikle toplu çalışma alanlarında aralarda atıştırılan abur-cubur besinlerin birbirine ikramları, öğle yemeğini masada fast food tarzı yağlı ve kalorili besinlerden oluşan bir mönüyle yapma, masada su yerine sürekli çay, kahve, meşrubat tarzı besinleri tüketme, ofis içerisinde ara öğün bulundurmama, toplantıların sık ve uzun saatler alması sonucunda ara veya ana öğünleri atlama gibi birçok neden sayılabilir. Bu belirtilen konularda ofis çalışanlarının önlem alması gereklidir;
· Mümkünse öğle yemeğinizi telefon ile sipariş etmeyiniz, yakın bir restorana giderek öğle yemeği saatinde hareketimizi arttırmış oluruz.
· Öğle yemeğinde ofis dışına çıkamıyorsak, telefonda vereceğimiz yemek siparişinde yemeklerin yüksek yağ ve kalori içermemesine dikkat edelim, kepekli sandviç, ton balıklı salata, ızgara köfte salata, kepekli tost ayran tarzında mönüler tercih ediniz, pizza, hamburger tarzı yemekler hem yüksek kalorilidir hem de öğleden sonra iş veriminizi düşürür.
· Her 15 dk bir omuz, kol ve bacaklarınızı hareket ettiriniz, mümkünse ofiste yapılabilecek egzersizleri gün içerisinde birkaç kez uygulayınız.
· Çay, kahve, meşrubat tarzı içecekleri tüketmek yerine masanıza şık bir sürahi alınız ve bol bol su tüketiniz. Çay ve kahve yerine ise bitki çaylarını tercih ediniz. Özellikle stresi azalttığı için rezene ve bağışıklık sisteminiz için adaçayı, ıhlamur tercih ediniz
· Evrak v.b bir şey gerekli olduğunda masadan kalkarak siz alınız, telefonla halledeceğiniz şeyleri masadan kalkarak kendiniz arkadaşınıza söyleyiniz. Bu tarz davranışlar gün içerisinde harcadığınız enerjinin artmasına sebep olacaktır.
· İş yerine gelip-giderken varsa özel aracınızı değil servisi kullanınız ve servisten evinize 2-3 durak önce inip-bininiz, bu tür 15-20 dk yürüyüşler günlük egzersizimizin artmasına sebep olacaktır.
· Çekmecenize kuru kayısı, incir, grisini, kepekli bisküvi, ceviz, fındık tarzı bozulmayan ve koku yapmayan gıdalar koyunuz. Metabolizma hızının hızlanması ve çok acıkıp bir sonra ki ana öğünde fazla miktarda yememizi engelleyen ara öğünlerdir, bu yüzden bu tür besinler elinizin altında olsun ve 3-4 saatte bir bu tür besinleri atıştırınız.
· Toplantı esnasında veya ofiste yiyecek bir şeyler yemeniz mümkün değilse ara öğün olarak tam sütten yapılmış kafeinsiz kahve tercih edebilirsiniz.
· İş arkadaşlarınızın size çikolata, bisküvi v.b ikramlarını geri çeviremediğinizi düşünüyorsanız onları size ikramda bulunmamaları ve sizi sağlıklı beslenme konusunda desteklemeleri konusunda uyarabilirsiniz.
· Öğle yemeğiniz şirkette servis yapılıyorsa karbonhidratlı, ağır gıdalar yerine hafif ve düşük kalorili yemekleri tercih ediniz. Özellikle salata ve protein içeren bir besin sizi uzun süre tok tutacak, atıştırmanızı engelleyecek ve öğleden sonra daha verimli çalışmanıza sebep olacaktır.
· Öğle yemeğinde kan şekerini hızla yükselten glisemik indeksi yüksek gıdalardan uzak durunuz, örneğin makarna yerine bulgur pilavı, beyaz ekmek yerine kepek ekmek v.b tercihler yapınız
· Tatlı özellikle hamurlu tatlıları tüketmeyiniz, tatlı yemek isterseniz 1-2 bisküvi veya meyve tarzı besinlerle tatlı isteğinizi geçiştiriniz.
Ofis Çalışanları İçin Örnek Mönü
Sabah
1 adet kepekli tost+bitki çayı
veya
6-7 kaşık buğday gevreği+1 bardak süt+2 adet ceviz
Ara
3 adet kuru kayısı
Öğle
100 gr ızgara et/tavuk/balık
1 tatlı kaşığı zeytinyağlı mevsim salatası
2-3 kaşık zeytinyağlı sebze yemeği
1-2 dilim kepek ekmek
veya
1 tatlı kaşığı zeytinyağlı ton balıklı/tavuklu veya peynirli salata
veya (ofiste yemek zorundaysanız)
2 porsiyon meyve+1 kase yoğurt veya Ton balıklı/peynirli/tavuklu kepekli sandviç+ayran
Ara
1-2 porsiyon meyve veya 3-4 kepekli bisküvi+1 dilim peynir
veya 1/2 simit +ayran veya 1 kepekli tost
veya 1 bardak süt+1-2 grisini
Akşam:
1 tabak sebze yemeği veya kurubaklagil yemeği veya sebzeli et sote
4-5 kaşık bulgur pilavı veya 1 dilim kepek ekmek
bol salata
1 kase yoğurt
Gece
1-2 porsiyon meyve
Meyveleri Kabuklarıyla Tüketin
Sıkça duyduğumuz "meyvelerin asıl vitamini kabuklarında" sözü gerçeği yansıtıyor. Uzmanlar, elma, armut, incir gibi kabuklu meyvelerin, güneşten sağladıkları renk maddelerindeki vitamin değerleri dolayısıyla kabuklarıyla tüketilmesi gerektiğini belirtiyor.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Mühendislik Mimarlık Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Arsan Bilişli, meyvelerin renk maddelerinin oluşması için güneş ışığı görmesi gerektiğini, bu sayede vitamin C ve glikozun oluştuğunu söyledi.
Meyvelerdeki renk maddelerinin tümünün, antikanserojen olduğu için kabuğuyla tüketilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Bilişli, şu bilgileri veriyor:
"Kabukları, meyvelerin doğal koruyucu unsurudur. Organik asitler yönünden çok zengindirler. Ancak, meyveler ne kadar yıkanırsa yıkansın zirai ilaç kalıntısı olabilir. Bu nedenle gıda güvenliği açısından kabuğunu soymak zorunda kalıyoruz. Elma, armut, incir gibi meyveler, güneşten sağladıkları renk maddelerindeki vitamin değerleri dolayısıyla kabuklarıyla tüketilmelidir."